Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İran halkının dış saldırılar ve savaş zamanında liderleriyle kenetlendiğini, İsrail’in İran’a yönelik hedeflerini ve bölgesel gelişmeleri değerlendirdi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İsrail’in birincil hedefinin İran ordusunun bazı kritik kabiliyetlerini yok etmek olduğunu belirtti. Rejim değişikliğine ilişkin, halkın karar vereceği bir süreç olduğunu ve dış askeri müdahalenin bu konuda etkili olmayacağını dile getirdi. İran halkı savaş zamanında ve dış saldırılar karşısında her zaman liderlerinin etrafında kenetlenir.
Fidan, Katar merkezli Al Jazeera televizyonuna bölgesel ve uluslararası gelişmelere ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’nin Suriye’deki ateşkesin sürdürülebilmesi için yaptığı çalışmalar hakkında, şu görüşleri paylaştı: “SDG ve Şam yönetimi arasında önemli ve anlamlı bir anlayış bulunmaktadır. Taraflar kim olursa olsun, uzlaşı sağlandığında desteklenir. Anlaşmalar genellikle sahada gözetilmektedir. Mevcut durumda ateşkes büyük ölçüde sürmekte, Amerikan güçlerinin IŞİD mahkumlarını Suriye’den Irak’a nakletmesi mümkün olmaktadır. Bu önemli bir gelişmedir. Herkesin bu süreci kolaylaştırması gerekir. Türkiye de Amerika ile birlikte bu süreci kolaylaştırmaya çalışıyor.”
Fidan, SDG’nin PKK’nın Suriye’deki uzantısı olduğunu ve Suriyeli Kürtlere adil davranılmasını istediklerini belirtti. PKK’nın yüzlerce kişiyi devşirdiği ve SDG ile birlikte Suriye’ye konuşlandırdığı ifade edildi. Bunların Türkiye'nin ulusal güvenliğine zarar verme amaçlı olduğunu dile getirdi. Ayrıca, SDG bölgelerinde hem Kürt PKK unsurlarının hem de Türk solcu unsurlarının bulunduğunu ve yaklaşık 300 silahlı kişinin faaliyet gösterdiğini açıkladı. Bu kişilerin Türk güvenlik güçlerine saldırma niyetinde olduğunu ve sona erdirilmesini istediklerini söyledi.
Fidan, iki ordunun egemen ve üniter bir devlette bulunmasını istemediklerini belirtti. Ayrıca, SDG’nin kontrol ettiği bölgelerde sadece diğer ülkelerden gelen Kürt PKK unsurlarının değil, Türk sol örgütlerinin de faaliyet gösterdiğini belirtti. Bu unsurların Türk askeri ve güvenlik güçlerine saldırmak için fırsat kolladığını dile getirdi. Polisin ve benzeri yapıların Şam ile SDG arasında ele alınması gerektiğini, mikro yönetimi şimdilik istemediklerini ve hassasiyetlerin farkında olduklarını vurguladı.
Fidan, ABD’nin değişen tutumu hakkında, Trump yönetiminin bölgesel ve uluslararası sorunlara yaklaşımını ve özellikle Gazze’de ateşkes sağlama çabalarını desteklediklerini açıkladı. Rusya ile Ukrayna savaşı ve Avrupa ile Rusya arasındaki çatışmalarda durdurma çabalarını kıymetli buldu. Suriye’de, yeni yönetimin sorunlarını ele alma ve uluslararası toplumun sorumluluk almasını istediklerini belirtti. IŞİD ile mücadele konusunda uluslararası koalisyonun sürdüğünü ve SDG meselesinde görüş ayrılıklarının yaşandığını, ancak yoğun görüşmeler yürütüldüğünü ifade etti.
Fidan, Türkiye’nin Gazze Barış Kurulu’na katılımını ve nedenlerini şu şekilde açıkladı: “Geçen yıl BM Genel Kurulu sırasında Gazze’deki soykırımı durdurmak amacıyla 8 ülkeyle bir araya geldik. Sonrasında, Gazze barış planı adıyla 20 maddelik bir yol haritası ortaya çıktı. O tarihten bu yana anlaşmalar ve görüşmeler devam ediyor. Ateşkes ilk aşamasını tamamladık ve barış kurulu Gazze gündemini ilerletecek platform olabilir.”
Fidan, İsrail’in anlaşmaları ihlal etmesini engellemek için Uluslararası İstikrar Gücü kurulması önerisinden bahsetti. Bu, hem İsrail hem de Filistin’in güvenliği açısından yeni bir sayfa açabilir. Türkiye’nin Gazze’ye asker göndermeye hazır olup olmadığı sorusuna, “Bu müzakerelere bağlıdır. Netanyahu Türkiye’nin katılımına itiraz etti, biz katıldık. Yürütme Kurulu’na da dahil edildik, insani ve siyasi katkı için hazırız.” yanıtını verdi. Ayrıca, uluslararası barış sürecine katkı sunmayı amaçladıklarını belirtti.
Fidan, İsrail’in bölgedeki politikalarının sorun olduğunu, bu nedenle bölgedeki ilişkilerde kopuş gerçekleştiğini ifade etti. Koşullu bir tutumla, İsrail ile ticareti durdurduklarını belirtti. İran’a saldırmak için fırsat kolladığı iddialarına da değindi. “İsrail’in birincil hedefi, İran ordusunun bazı kritik kabiliyetlerini yok etmek olur” dedi. Bu hedefin rejim değişikliği olup olmadığı sorulduğunda, “İstiyorlar, ancak yapıp yapamayacakları belli değil; halkın kararı önemli, dış müdahale olmamalı” cevabını verdi.
Fidan, Suudi Arabistan ve Pakistan ile büyük savunma anlaşması imzaladıktan sonra Türkiye’nin de katılması gündeminde olduğunu belirtti. Ortak tehdit algısını vurgulayarak, bölgesel dayanışmanın şart olduğunu ifade etti. Hepsinin ABD ve hegemon güçlerin dayatmaları yerine, bölgenin kendi sorunlarını kendisinin çözmesi gerektiğine inandıklarını dile getirdi. Bölgesel bir güvenlik mimarisi oluşturmayı ve dayanışmayı hedeflediklerini sözlerine ekledi.
Fidan, Rusya-Ukrayna savaşında barışa yakın olunduğunu belirtti. Tarafların birkaç temel konuda anlaşmaya yakın olduğunu, Türkiye’nin ateşkes ve müzakereler konusunda önemli bir rol oynadığını ifade etti. Savaşın son 14 yıldır büyük sorunlar yarattığını, bunların göç ve terörizm olduğunu söyledi. Türkiye’nin, Ukrayna’da yürütülen müzakereleri kolaylaştırdığını ve dış politika çalışmalarının devam ettiğini aktardı. Ayrıca, yakın zamanda bir barış anlaşması olasılığına açık olduğunu dile getirdi.
Fidan, NATO’nun Transatlantik güvenlik açısından temel devamlılık sağladığını vurguladı. Avrupa’nın savunma kapasitesinin artırılması gerektiğine değindi ve Birleşik Krallık, Türkiye ile bazı Avrupa ülkelerinin yeni güvenlik mimarisi konusunda tartışmalara başlamasının faydalı olacağını belirtti. Bölgede karşılıklı dayanışmayı artırmayı amaçladıklarını ekledi.